| KARANTİNA ADASI -2- | |
|---|---|
Hani diyelim, "Urla'nın güzel bir adası vardı, eşimle, çocuklarımla şöyle güzel bir yürüyüş yapayım" dediniz, ... Ya da, "Şu Karantina Adası, ne güzel görünüyor fotoğraflarda, bir de ben göreyim, hem de tarihi tahaffuzhaneyi bir ziyaret edeyim" dediniz.
Olur ya...
"Çabuk ulaşılabilir güzel yer" konusunda bonkörlük yapacak kadar zengin olmadığımız için, yeşiliyle, mavisiyle, insanı şehrin içinde doğal bir ortamla buluşturuveren bu nadir noktayı görmek isteyebilirsiniz.
Niyetiniz adayı boydan boya gezmek ise, sabah 5:30 'da kalkmalısınız. Neden mi ? İlerleyen saatlerde giderseniz, iki adımda bir karşınıza çıkan kapılardan geçemeyeceğiniz için... Tecrübe konuşuyor...
Gündüz saatlerinde yaptığım denemeler çoğunlukla görevlilerin dışarıya buyur etmesiyle sonuçlandığından bugün erken davrandım. Gerçi içerden birilerini tanıyorsanız belki şansınız olabilir . Bir keresinde şöyle bir diyalog geçmişti;- Nereye gidiyorsunuz? - Şey... Bir tanıdığımı görecektim... - Kim? - Adını unuttum... Ahmet miydi... Hasan mıydı...Zeki'ydi galiba... - Hangi Zeki, burda iki Zeki var ? Teknesi olan mı ? - Evet, evet o...
(Kendi kontenjanım aşırı kullanımdan heba olmasın diye, bu yazıda "Zeki" ve "tekne" yi uydurdum. Herkes kendine bir tanıdık bulsun...)Efendim, İskele'de fırından yeni pişmiş puaçalar aldıktan, bir sabahçı kahvesinde onları bir güzel yedikten sonra, birinci kapıdan, (tanıdık beyanına ihtiyaç olmadan, çünkü bu saatte kimse yok) doğruca geçtim. Gerçi Hastane yönüne giderseniz, belli bir noktaya kadar karşınıza bir engel çıkmıyor. Nihayet Devlet Hastanesi var ve belki bir hasta geliyor. Kapılar,kapılar ada kapılarla donatılmış.Adı kapılı ada olmalıymış. Ama Hastane'nin biraz ilersine devam ettiğinizde bir kapıyla karşılaşıyorsunuz ve geri dönmek zorunda kalıyorsunuz. Ben lojmanlar yönüne devam ettim. Tahaffuzhaneye yaklaştımda yine bir engelle karşılaştım. Neyse, olsun... Bu kez kafaya koydum. Ne yapıp edip, adanın öbür yüzüne geçeceğim. İlk engelden sağa doğru kıvrılıp tekrar sol yapıp tarihi binanın yanından biraz ilerlediğimde, "by-pas" ı olmayan başka bir demir kapıyla karşılaştım. Hadi, geriye... Bu kez kuzey cepheden şansımı deneyeceğim. Adanın ortasındaki yoldan, otel yönüne ilerledim ve adanın diğer yüzüne geçtim. Böylece Hastane'nin kapısı devre dışı kalmış oldu. Adanın ucuna doğru giderken, toprak yol başladı ve100 m kadar gittikten sonra başka bir demir kapı beni durdurdu.Kapının üzerinde bir tabela; "Görevli personelden başkası girmesi yasaktır"... nın eki tabelanın genişliğine uygun olmadığından, bu eksiğin okuyucu tarafından giderilmesine... Olsun, derdini anlatıyor... Buradan geçmek için personel olmak yetmez diyor yani...Onun bir de bölge için görevlendirilmiş olması gerekir. Merakım iyice arttı. Yahu, ne var adanın açığa bakan kısmında ? Özel arazi mi ? Hazineler mi ? İnsanların zarar vermesine müsait bir şeyler mi ? Baktım, ilerdeki kayalıklarda birisi balık tutuyor. Kapının üzerinde koca bir kilit var ama kilit boşta. Kapının bir kanadını kendime doğru çektiğimde açılıverdi. Tamam, dedim. Nihayet önümde engel kalmadı... Arabayı oraya kilitledim. Artık, yürüyerek, etrafın tadını çıkararak gezeceğim.
Güneşin ilk ışıkları, denizin üzerine kızıllıklar bırakarak yüzüme yansıyor.İri iri martılar aniden irkilten sesler çıkararak yanımdan uçuşuyor, hafiften dalga sesleri fon müziğini yapıyor. Orman çok güzel... Ormanın değişik tonlarındaki yeşili, denizin mavisiyle rekabet halindeler sanki. Uçlara doğru, kayaların üzerine bir römork tuğla ya da kiremit kırığı boşaltılmış. Neyse, bu kadara razıyız, genel görüntü gayet temiz. Adanın etrafı boyunca 4-5 metre eninde araçların da geçebileceği ama yürümeye daha elverişli toprak bir yol var. Gece aydınlatması için yol boyunca lambalar var. Ama aralarında sağlam olanı kalmamış. Her birinin karpuzu da kırılmış, içindeki ampül de... Onları görünce, iyi ki bu kapılar var, değilse kayalıklarda kırık bira, rakı ve şarap şişeleri de, mangal partisinden geriye kalmış kalıntıları da görebilirdim, demekten kendimi alamıyorum. Artık mesai saati başlamadan buralardan ayrılmalıyım. Yoksa, "nereye gidiyorsun ?" sorusu yerine "nereden geliyorsun?" sorusuyla karşılaşabilirim.
Dönüş yolunda bir bina gözüme ilişiyor. Herhalde bu bina yapılırken, kıyı kenar şeridi -eksi bir- metreydi, diye gülümsüyorum. Belki, sirenleri açarak trafik kurallarını ihlal etme hakkına sahip olan; "geçiş üstünlüğüne haiz" araçlar misali, devlet kurumlarının da bir takım ayrıcalıkları olabilir diye de aklımdan geçiyor.Giderek, doğruyu her zaman kanunlar mı tarif etmek zorunda, diye düşüncelerim gelişiyor. Dönüş yolunda vidanjör gözüme ilişiyor. Yaz aylarında sürekli çalışsa buradaki tesislerin foseptiğini ancak boşaltabilir diyorum, kendi kendime... Ada çok güzel bir yer. Sağlık Bakanlığı'nın kontrolünde olmasa bugün ne halde olurdu ? Ya çorak bir ada, ya da villalarla karşılaşırdık... Ama, zamanı yavaş yavaş gelmedi mi ? Hiç olmazsa, yaya trafiğine açılsa, insanlar oradaki güzel doğa ile buluşsalar, küçük bir çay bahçesi, tahaffuzhane ziyareti, belki tekne gezintisi... Bir kaç görevli takviyesiyle, mangal partileri ve kayalıklarda şarap şişise kırma seramonileri engellense... Yöre insanı, ailecek şöyle bir yürüse, İzmir'den burayı görmemiş binlerce insan gelse de, Klazomenai, Limantepe, İskele, Karantina Adası Quarted'inden 1 numaralı konçertoyu keyifle dinlese...Kötü mü olur... Atalay Ergezen http://www.urlaonline.com/ Devamı |
|